Kısa Oyunlar
Yazan: croplatform Mart 6, 2007
AKILLI EŞEK
Kişiler
Çiftçi – öküz – Eşek – Köpek – İki işçi
1. Perde
(Arka plânda dağlar, tepeler ve ağaçların olduğu bir resim yer alır. Çiftçi bir köşede oturmuş, yere mendilini sermiş yemek yer. Bir yanında su testisi durur. Köpeği yanında yatar. Arkasında kürek ve tırmık vardır. Az ötede eşek ve öküz yan yana otlar. Ara sıra kafalarını kaldırıp birbirlerine bakarlar. Çiftçi gülerek onları dinler.)
(Çiftçi başına siperli bir şapka takmıştır. Süvari pantolon ve yelek giymiştir. Ayağında deri çizmeler vardır. öküz, eşek ve köpek basit bir maske ile belirtilir.)
öküz (şikâyet ederek)— Sen bütün gün durmadan çalışmanın ne demek olduğunu biliyor musun?
Tam o canım otları ağzıma alırım, hevesim kursağımda kalır.
Eşek (merakla)— Niyeee?
öküz (biraz kızarak)— Niye mi? Niye olacak? Tarla sürülecek derler, alır götürürler. Yük taşınacak derler, alır götürürler. Durmadan emir verirler. Sıkıysa yapma. Yoruluyor mu demezler, aç mı demezler. Biliyor musun? Şimdiye kadar şöyle doya doya bir yemek yediğimi hatırlamıyorum. Hep senden arta kalanları yiyorum.
(Köpek yerinden kalkar. Etrafa bakınır. Koşmaya başlar.)
Köpek— Hav… Hav… Hav…
öküz— Ya sen n’apıyorsun dostum? Bütün gün ahırda uyuyorsundur Allah bilir. Sahibimize nasıl yaranmamız gerektiğini de iyi bilirsin. Eee.. İş yapmadan yemek yiyebildiğine göre. Çok rahatsın çoook!…
Eşek (gülerek)— Vah Vah… Zavallı kardeşim benim! Sana acıdım doğrusu. Şimdi kulaklarını aç ve söyleyeceklerimi iyi dinle.
öküz— De bakalım ne söyleyeceksin?
Eşek— Bak şimdi! Seni götürmek için geldikleri zaman sakın yerinden kalkma. Her gönderilen yere gitmek zorunda değilsin ya…
öküz (merakla)— Pekii… Ya kızarlarsa n’apcam?
Eşek— Canım biraz sabredeceksin. Hiçbir şey kolay değildir ki. Gözlerini kapat, hiçbir şey yeme. Su bile içme.
öküz— Eee?
Eşek— Eeesi, böyle davranırsan iş yapmaktan kurtulursun. Bir güzel dinlenir, keyfine bakarsın.
Çiftçi (kendi kendine gülerek)— Sizi gidi yaramazlar sizi. Neler de düşünüyorlar… (Perde kapanır.)
2. Perde
(Sahneye loş bir ışık verilir. Ahır dekoru oluşturulur. San renkli kâğıtlar kırpılarak kurumuş otlar yapılabilir. Kürek ve süpürge durur bir köşede. öküz ve eşek yularla bağlanmış, otların üzerinde yatarlar. Gözleri kapalıdır. Dışarıdan bir horoz sesi gelir. Bu sırada işçiler ahıra girer.)
1. Sahne
(İşçiler yıpranmış giysiler giyerler. Ayaklarında lastik ayakkabılar vardır. Başlarında siperli şapkalar vardır.) 1.
İşçi— Kalk bakalım koca öküz! Bu kadar uyumak yeter. Şimdi çalışma zamanı. (Şöyle hayvana bir iki şaplak vurur.)
1. İşçi— Hadi kalksana, ne lâf anlamaz hayvansın sen!
2. İşçi (kızarak)— Hıı… Demek kalkmıyorsun ha… Ben sana yapacağımı bilirim.
(Ayağıyla öküze bir tekme atar. öküz inlemeye başlar.)
1. İşçi— Vurma, vurma! Hasta galiba baksana. İnim inim inliyor.
2. İşçi— E öyleyse ağaya söyleyelim de bir çaresine baksın.
1. İşçi— Sen bir koşu git haber ver. (2. İşçi koşar adım ahırdan çıkar. 1. İşçi süpürgeyi eline alır. Homurdana homurdana ahırı temizlemeye başlar.)
1. işçi— Şunlara bak, ne rahat yatıyorlar.
Eşek (Yavaşça)— Baksana derdi olan tek sen değilsin.
öküz— Yaa… O da bizi dertsiz sanır. Baksana ne diyor? Rahat rahat yatıyor muşuz? Gel sen onu bana sor. Sanki tarlayı bu sürüyor.
Eşek— Doğru söylüyorsun valla. İşleri güçleri bize sopa çekmek. Hınçlarını bizden alıyorlar.
öküz— N’aparsın dostum, yapacak bir şey yok.
(Tam o sırada 2. işçi koşar adım ahıra girer.)
2. İşçi (yorulmuş)— Uff… Canım çıktı valla!
1. İşçi— Ne yapacakmışız şimdi? Sordun mu?
2. İşçi— öküz hastaysa, eşeği çıkartın işe, dedi.
Eşek (ağlamsı)— Neee!
(Anırmaya başlar.)— AiLAii…
1. İşçi (gülerek)— Baksana duydu sanki. Nasıl da acızlanıyor?
(İşçiler gülüşürler. 7. İşçi eşeğin yularını çözer. Çekmeye başlar.)
1. İşçi— Gel bakalım koca kulak, bugün benden çekeceğin var.
2. İşçi— Hadisene hımbıl hayvan!
Eşek (Acı acı artırır.)— Aii.. Aii… (Eşek istemeye istemeye yürür.)
(Sahne kararır.)
2. Perde
(Sahne yavaş yavaş aydınlanır. öküz ahırda keyifli keyifli yatmaktadır.)
öküz— Ne kadar güzel oluyormuş yatmak. Yiyorum, içiyorum, yatıyorum. Bundan iyi beylik mi olur?
(Gür bir sesle)— Mööö…
(Bu sırada 7. İşçi eşeği getirir. Yularından bağlar. Eşek bitkin bir hâldedir. İşçi ahırdan çıkar. Eşek kendini yere atar.)
Eşek—Ahh.. Uff.. bacaklarım!… Her yanım kırılıyor.
öküz— Ne oldu dostum? Ne bu hâlin? Şıpır şıpır ter damlıyor her yerinden.
(Eşek şöyle bir başını kaldırır, kızgın kızgın bakar. Yine başını yere koyar.)
öküz— Ne o, çalışmak zor geldi galiba. Çok mu yoruldun?
(Eşek bu kez başını hızla kaldırır.)
Eşek— A benim canım kardeşim, yoruldum yorulmasına tabi. (ağlamsı) Ama beni asıl üzen başka bir şey var.
öküz— Neymiş o? De bakalım. Derdini söylemeyen derman bulamazmış.
Eşek— Sana bir sürü nasihat verdim. Esirlikten kurtuldun böylece.
öküz (hayretle)— Eee.. Bunun üzülecek nesi var.
Eşek (kurnazca)— öyle diyorsun da… Bugün sahibimizin işçilerle konuşmasına şöyle bir kulak kabarttım;
öküz (merakla)— Ne diyordu?
Eşek— “öküz eğer iyileşmezse, onu götürüp satın.” diyordu.
öküz ‘(Telâşlı, şaşkın)-….. Ne dedin, ne dedin?
Eşek— Valla dostum, senin işin kötü. Yakında satılacağın için çook üzülüyorum. Anladın mı şimdi niye perişan bir hâlde olduğumu!
öküz (Telâşlı, kendi kendine konuşur.)— Nasıl olur? Beni nasıl satarlar? Yok yook… Buna imkân yok!…
(Yerinden kalkar, hızlı adımlarla dolaşmaya başlar.)
öküz— Ya sahiden satmaya kalkarlarsa. N’aparım ben o zaman?
Eşek— Sana yardım edemeyeceğim için beni affet kardeş! N’apiim senin yerine satılmaya gidemem ya!
(öküz telâşla eşeğin yanma gelir.)
öküz (yalvararak)— Dostum n’olur beni kurtar?
Eşek (kurnazca)— Ne yapsak bilmem ki…
(Eşek birden aklına bir şey gelmiş gibi yapar, ayağa kalkar.)
Eşek— Dur bakalım, aklıma parlak bir fikir geldi.
öküz (merakla)— Neymiş o? Hadi söyle! .
Eşek— Şimdi yem getirecekler ya! .
öküz— Eee…
Eşek— Onun hepsini ye. Güzelce suyunu da iç. Sesini şöyle bir yükselt. Neşeli neşeli bağır. Hareketli görünmeye çalış. Böylece senin iyileştiğini görüp satmaktan vazgeçer sahibimiz. Sen de yine eskisi gibi işine dönersin, oldu mu?
öküz (heyecanlı)— Tamam… Tamam. Hepsini yaparım. (O arada kapı açılır. İçeri 1. İşçi girer. Elinde yem dolu bir kap ve bir kova su vardır. Bunları öküzün önüne koyar.)
1. İşçi— Bunu da yemezsen gerisini sen düşün. (gülerek) Kasapta bulursun kendini alimallah!
(1. İşçi dışarı çıkar. Sahne kararır, sonra yine açılır. Dışarıdan köpek havlaması ve horoz sesi gelir. Eşek uyur. öküz ayağa kalkar, silkinir, gür bir sesle möölemeye başlar. Eşeği de uyandırır.)
Eşek (sinirli)— Canım bağır dediysek bu kadar da demedik ya! Sabahın bu saatinde eşek uyandırılır mi hiç.
(Kapı açılır, içeri işçiler girer.)
2. işçi— Ooo… Bizim koca öküz ayaklanmış baksana.
1. İşçi— Dün dediklerimi anladı galiba. Anlaşılan kasaba gitmeye hiç niyeti yok.
(İkisi de gülüşürler.)
2. İşçi— Gel bakalım… Yatmak iyiydi değil mi? Oh, ekmek elden su gölden…
1. işçi— Çalışmayana ekmek var mı?
öküz— Mööö… Eskisinden çok daha fazla çalışacağım şimdi.
(Ahırdan çıkarlar. Eşek seyircilere döner.)
Eşek (öğüt verircesine)— Siz siz olun, sakın kimsenin işine burnunuzu sokmayın.
(Perde kapanır.)
Uyarlayan: Sema Devir
TRAFİK CANAVARI
Kişiler:
Sunucu
Ekrem Kulaksızoğlu
Feridun Yanıkyüz
Hidayet Dörtparmak
Üzeyir Sarıkaş
Dekor: Arka plânda trafik işaret levhaları. Sahne ortasında beş koltuk, üç sehpa vs.,.
(Perde açıldığında; sunucu ortada oimak üzere tüm kişiler oturmaktadırlar, Kişiler meslekierine uygun giyinmişlerdir.}
SUNUCU – İyi akşamlar, sevgili seyirciler… Ülkemiz ne yazık ki, trafik kazalarında dünyada liste başı… Trafik canavarı, nâm-ı diğer trafik azraili günde ortalama 10-15, yılda 7-8 bin kişinin canını almakta… Ayrıca bu ejderha, arkasında binlerce sakat gözü yaşlı, bağrı yanık, öksüz ve milyarlarca maddî zarar bırakmaktadır… Bu trafik canavarına artık kırmızı ışık yakmalıyız… Bu trafik canavarını kıtır kıtır kesmeliyiz… Suçlu kim? Bu yaranın ilâcı ne? Bu trajediyi kimler sahneliyor? Yanlış nerede? Bu canavar suyu nereden içiyor? İşte bu sorulara cevap bulabilmek amacıyla bir tartışma programı hazırladık… Konuklarımızla burada bu sorunu enine boyuna tartışacağız… Bu program sayesinde bir trafik kazasını bile önlesek kendimizi mutlu sayacağız… Evet, şimdi sayın tartışmacıları tanıtayım sizlere: Şehirlerarası otobüs sürücüsü sayın Ekrem Kulaksızoğlu… Trafik görevlisi sayın Feridun Yanıkyüz… Minibüs sürücüsü sayın Hidayet Dörtparmak… Yaya sayın Üzeyir Sarıkaş… Evet, sayın tartışmacılar, açık sözlü olalım, acımasızca eleştirelim birbirimizi… Kibar olmanın sırası değil. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmasın. Unutmayın herkes mensup olduğu kesim adına konuşacak…
DöRTPARMAK- Sayın Sunucu, şimdi ben traktör, bisiklet, tren, gemi, uçak sürücüleri adına da mı konuşacağım?
SARIKAŞ – Tabii… Onlar da sizin meslekten… Hatta at sürücüleri adına da konuşacaksınız.
DöRTPARMAK – Yok eşek!.. Eşek sürücüleri adına da mı konuşacağım yani?
SUNUCU – Evet, sayın Dörtparmak, tüm sürücüler dedik ya!.. Hatta el arabası sürenler adına da konuşacaksınız.
DöRTPARMAK-Yok deve!..
SUNUCU – Deve sürücüleri adına da konuşacaksınız.
YANIKYÜZ – Sayın Sunucu, siz kendinizi tanıtmayı unuttunuz…
SUNUCU – Unutmadım efendim, gerek görmedim. Beni tanımayan var mı?
KULAKSIZOĞLU – Var. Kusura bakmayın, ben sizin adınızı bilmiyorum.
SUNUCU – Nasıl otur? Siz televizyon izlemez misiniz?
KULAKSIZOĞLU – Haayır. Ben gece gündüz yollardayım. Yemek molalarında bazen izliyorum. Ama sizi hiç görmedim.
YANIKYÜZ – Ooo, çok uzattınız ama!.. Sayın Sunucu, yemin mi ettiniz adınızı söylememeye? Söyleyin gitsin efendim.
SUNUCU – Bu bir gurur meselesi, nasıl tanımazlar beni?
KULAKSIZOĞLU-Tanımıyorum efendim, zorla mı?
DöRTPARMAK – Trafik tıkandı… Sayın Kulaksızoğlu, sayın Sunucu’nun adı Tacettin, soyadı da Dişiaçık… Şimdi rahat ettin mi?
KULAKSIZOĞLU – Dişiaçık mı? Ne ilginç bir soyadı…
SUNUCU – Beğenemediniz mi? Sizin soyadınız mı iyi. Kulaksızoğlu… Babanızın mı, dedenizin mi kulağı yoktu?
KULAKSIZOĞLU – Dedemin yokmuş, ne olacak?
DöRTPARMAK- Beyler, sakin olun. Trafik kazalarını tartışırken, elinizden bir kaza çıkmasın… Ona bakarsanız, hepimizin soyadları cins… Yok Dörtparmak, yok Yanıkyüz, yok Sarıkaş…
YANIKYÜZ – Lâubalilik istemem! Dedem bu soyadını nerden almış biliyor musunuz?..
SARIKAŞ – Biliyorum, nüfus memurluğundan…
YANIKYÜZ – Rahmetli çok yiğitmiş! Kavgadan hiç çekinmezmiş. Kalleşlik İştef Uyurken arkadaşı yüzüne kızgın demir basmış. Adı yanık yüze çıkmış… Tabii o arkadaşının suyunu ısıtmış rahmetli!..
SARIKAŞ – Hamamcı mıymış dedeniz?
YANIKYÜZ – Laubalilik istemem! Yeilovv kaş.
SARIKAŞ – Ne demek istedi şimdi bu?
SUNUCU – ingilizce yeilovv sarı demek, sayın Sarıkaş.
SARIKAŞ – İngilizce yüz ne demek?
SUNUCU – Bilmiyorum, daha oraya gelmedik.
DöRTPARMAK – Sayın Sunucu, siz bu tartışmayı yönetmekle görevlisiniz. Niye gereksiz tartışmaları önlemiyorsunuz?
SUNUCU – Sayın Dörtparmak, siz hiç zorunlu olarak şerit değiştirdiniz mi? Ben de zorunlu olarak girdim bu tartışmaya.
YANIKYÜZ – Sayın Dörtparmak şerit değiştiremez, basarım cezayı! Daktilo şeridi mi değiştiriyor öyle?
DöRTPARMAK – Biz sürücüleri siz sinir yapıyorsunuz. Biz sinir olunca da kaza oluyor.
YANIKYÜZ – Sinirli insanlar sürücü olmamalı!
SUNUCU – Nihayet tartışma başladı…
YANIKYÜZ – Trafik kazalarının çoğu sürücü hatasından kaynaklanıyor.
KULAKSIZOĞLU – Bu sözleriniz gerçeği yansıtmıyor, sayın Yanıkyüz.
YANIKYÜZ – Bana yalancı mı diyorsunuz yani?
SUNUCU – Bu kadar da kibar olmayın demedik beyler. Sayın Yanıkyüz, trafik kazalarının tek suçlusu sürücüler değil.
SARIKAŞ – Yüzde doksan onlar suçludur!
DöRTPARMAK – Sizin matematiğiniz de zayıf, sayın yellovv, pardon Sarıkaş.
SARIKAŞ – Ben yüzde hesaplarını yüzde yüz bilirim!
KULAKSIZOĞLU – Kazaların asıl nedeni siz yayalarsınız. Sayın Sunucu, sayın Sarıkaş yolcular adına da tartışacak mı?
SUNUCU – Evet. Tüm yayalar, tüm yolcular, yani sürücü ve trafik görevlilerinin dışında kalan tüm İnsanlar adına tartışacak. Yani… Bu kadar.
SARIKAŞ – Balıkçı kayıklarını… Ben ne diyecektim? Neyse ben kazazedelerin adına da tartışacağım.
DöRTPARMAK – Benim için fark etmez, ister kazazedeler adına, isterse ilçezedeler adına tartışın.
SARIKAŞ – Sayın Sunucu, müdahale etmeyecek misiniz? Bakın alaylı konuşuyor!
SUNUCU – Becerebiliyorsanız siz de konuşun. Gerçekleri su yüzüne çıkarın da, nasıl çıkarırsanız çıkarın.
SARIKAŞ – Gerçek, zeytinyağı gibi suyun üstünde… Trafik kazalarının nedeni sürücülerdir. Her minibüse
binişimde, her önüme minibüs çıkışında yüreğim ağzıma geliyor…
DöRTPARMAK – Madem öyle, çiğneyin yüreğinizi tekrar yutun. Biz Azrail mi olduk ki, o kadar korkuyorsunuz?
YANIKYÜZ – Siz sürücüler Azrail’in mesai arkadaşısınız.
SUNUCU – Sayın tartışmacılar, birbirinizi kuru kuruya suçlamayın. Suçlamalarınıza kanıtlar gösterin, Sayın Yanıkyüz, neye dayanarak sürücüleri Azrail’e benzetiyorsunuz?
YANIKYÜZ – Neye olacak, can almalarına dayanarak söylüyorum.
DöRTPARMAK – Biz can almıyoruz, can kurtarıyoruz. Cankurtaran sürücüleri her gün can kurtarıyorlar;
İşte haber?
SARIKAŞ – Ne yani sürücülerin hiç mi hatası yoktur?
DöRTPARMAK – (Makamla) “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni.” Asıl suçlu siz yayalarsınız. Daha yürümesini bilmiyorsunuz. Caddede Leylâ gibi yürüyorsunuz.
YANIKYÜZ – Tabii sizler de Mecnun gibi sürüyorsunuz arabayı Leylâ’nın üstüne…
DöRTPARMAK – övünmek gibi olmasın, bizler Mecnun gibi de severiz.
SARIKAŞ-Sevsinler! :
YANIKYÜZ – Siz sürücüler içmeyi de seversiniz. Alkol sizi çarpar, siz de arabayı…
KULAKSIZOĞLU – Çarpıtıyorsunuz sayın Yanıkyüz. Bazı arkadaşlarımız bazen İki tek atıyor diye, hepimizi alkolik sayamazsınız. Yayalar ve siz içmiyor musunuz sanki? Yayalar içiyor, zilzurna olup, lodosa yakalanmış sandal gibi ışık, levha dinlemeden caddede sallanıyorlar. Trafik de altüst oluyor. Hem kendi canlarını, hem de sürücülerin başlarını yakıyorlar. Sayın Yanıkyüz, yayalara neden alkol muayenesi yapmıyorsunuz?
YANIKYÜZ – Hangi birine yapalım? Hem yayaların alkol almaları, trafik açısından o kadar tehlike arz etmiyor.
DöRTPARMAK – Şarz mı ediyor yani?
SUNUCU – Sayın sürücüler, ama sizler can taşıyorsunuz…
DöRTPARMAK – Patlıcan taşıyan kamyon sürücüsü arkadaşlarımız da var…
SUNUCU – Yok mu dedik yani?
DöRTPARMAK – Bir damla neye yarar? Basın sayın ağzı pardon Dişiaçık, biz sürücüler de alkol alıyoruz, ama ne zaman? Akşam evde, düğünlerde, eğlencelerde…
YANIKYÜZ – Siz onu benim külahıma anlatın.
DöRTPARMAK – Hani külahınız yanınızda yok?..
YANIKYÜZ – Şimdi sizinle külahları değişeceğiz. Sizi nazik olmaya davet ediyorum.
DöRTPARMAK – Düğüne davet edecek değilsiniz ya!
‘134′
YANIKYÜZ – Siz sürücülerin bir hatanız da böyle çok, dik ve argo konuşmalarınızdır.
DöRTPARMAK – Kargo kullanan bir arkadaş var, o çok argo konuşur. Bu işin raconu bu.
SARIKAŞ – Sizin minibüsleriniz de meyhane gibi… Teybi sonuna kadar açıyorsunuz. Kendinizi müziğe kaptırınca da kuralları çiğniyorsunuz.
DöRTPARMAK – Biz kural değil, sakız çiğneriz… Ne yani siz müzik dinlemiyor musunuz?
SARIKAŞ – Ben müzik dinlerim. öyle arabesk dinlemem.
DöRTPARMAK- Kenarbesk mi dinlersiniz?
KULAKSIZOĞLU – Bizler yolcuları mutlu edebilmek için müzik çalıyoruz. Ayrıca müzik sürücüyü rahatlatır. Müzik kazalara yol açmaz, kazalara yol kapatır.
YANIKYÜZ – Siz otobüs sürücüleri, müziği kendi ruhunuz İçin değil, bayan yolcuların ruhlarını etkilemek için çalıyorsunuz. Şarkıcı “yallah şoför” dedikçe, siz de aynadan bayanları dikizliyorsunuz. Oysa gözlerinizin önünüzde oln^şı, gerekiyor. Havanız o biçim! Apoletli gömlek, Mercedes markalı kravat, düşük kemer pantolon, ikide bir yağlanıp taranan saçlar, gözlük, ağızda Marlboro sigarası… Habire hava basıyorsunuz.
KULAKSIZOĞLU – Hava basmazsak araba arıza yapar… Bayanlar konusunda da günahımızı alıyorsunuz. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Biz onlara yan gözle bakmayız.
YANIKYÜZ – Bu sözlere benim karnım tok…
KULAKSIZOĞLU – Buraya gelmeden önce bu sözleri mi yediniz?
YANIKYÜZ – Lâubalilik istemem!
SARIKAŞ – Niye kabul etmiyorsunuz, trafik anarşisini yaratan siz sürücülersiniz.
DöRTPARMAK – Siz neden trafik canavarının pençeleri olduğunu kabul etmiyorsunuz? Hiçbir trafik kuralını bilmiyorsunuz. Ansızın önümüze çıkıyorsunuz. Bizleri yanıltan hep sizlersiniz. Aslında sizlere de yaya ehliyeti vermeleri gerekir. Yürümesini bilmeyene ehliyet verilmemeli.
YANIKYÜZ – Ne yazık ki, bu konuda size hak vermek zorundayım sayın Dörtparmak. Maalesef yayalar da çok ihlâl ediyorlar trafik kurallarını. Ehliyeti olmayan yaya trafiğe çıkmamalı.
SARIKAŞ – Ehliyeti olmayan işe gidemeyecek mi yani?
YANIKYÜZ – İşine gelirse!.. Ne kırmızı, ne cadde, ne yaya geçidi, ne levha, ne polis, ne korna, ne durak dinliyorsunuz! Dağda yürür gibi şehir içinde yürüyorsunuz.
DöRTPARMAK- (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Yanıkyüz!
YANIKYÜZ – Gösteri istemez!.. Nedir siz yayalardan çektiğimiz? Yaya geçidi varken, akrobat olup demir parmaklıklardan atlıyorsunuz! Maradona topa nasıl çalım yapıyorsa, siz de arabalara öyle çalım yapıyorsunuz!
KULAKSIZOĞLU – Ağzınıza sağlık, sayın Yanıkyüz!
YANIKYÜZ-Yağ istemez!..
SARIKAŞ – Ya siz, ya siz!.. Ağzınızda düdük, belinizde tabanca… Kendinizi kovboy sanıyorsunuz. Biniyorsunuz bedava arabaya, bol bol geziyorsunuz… Çıkıyorsunuz sürücü avına. Zevk İçin durduruyorsunuz arabaları, basıyorsunuz cezayı!..
DöRTPARMAK – (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Sarıkaş!
SARIKAŞ – Eğer siz trafik görevlileri görevinizi iyi yapsanız kazalar bu kadar çok olmaz!
YANIKYÜZ – Size kırmızı ışık yakıyorum, durun!
SARIKAŞ – Sizler de sürücülerin yarısı kadar suçlusunuz!
DöRTPARMAK- Hayır, siz yayaların yarısı kadar…
SARIKAŞ – Bu trafik canavarının başı siz sürücülersiniz,
YANIKYÜZ – Çok doğru. Ayaklan da siz yayalarsınız.
SARIKAŞ – Gövdesi de siz görevlilersiniz.
SUNUCU – Evet, tartışma bir sonuca ulaştı demektir. Ortada bir canavar var. Bu canavarı sürücüler, yayalar ve görevliler oluşturuyor.
KULAKSIZOĞLU -Ya hava koşulları, ya hayvanlar, ya yolların durumu, ya araçlar, ya elde olmayan nedenler?
SUNUCU – Onlar da canavarın kuyruğu, boynu, midesi falan oluyor.
YANIKYÜZ – Bizler bu canavarın bir parçası değil, düşmanıyız!
KULAKSIZOĞLU – Suçlu siz trafik görevlileri ve yayalardır!
SARIKAŞ – Suçlu siz sürücüler ve görevlilerdir! YANIKYÜZ – Suçlu sürücüler ve yayalardır! DöRTPARMAK – Suçlu sizlersiniz! (Yanıkyüz’ün yakasından tutar.)
SARfKAŞ – Suçlu sizlersiniz! (Kulaksızoğlu’nun yakasına yapışır.)
YANIKYÜZ – Suçlu sizlersiniz! (Dörtparmak’ın yakasına yapışır.)
KULAKSIZOĞLU – Suçlu sizlersiniz! (Sankaş’ın yakasına yapışır.)
SUNUCU – (Düdük çalar.) Durun beyler, durun!.. Bu canavar neyle besleniyor, onu hiç düşündünüz mü? Bu canavar eğitimsizlikle besleniyor. El ele verip eğitimsizliği ortadan kaldırırsak, bu canavar da acından ölür!.. Sayın seyirciler, sizleri de bu canavarı öldürmeye çağırıyorum. Bizlere katlandığınız için teşekkürler. Kazasız belâsız günler, hoşça kalın.
(Perde iner.)
Şerafettin KARADAĞ
YOLCU KONMAZ OTELİ
(1 perdelik komedi)
Kişiler
Bulguroğlu: Otelci, Topaç: Garson
1. Sahne
Otelci (yalnız)
(Otelci elinde bir süpürge ile girer.)
1. Sahne
Otelci— Etrafı bir kere daha gözden geçirelim. (Bir şarkı mırıldanarak, toz alıyormuş gibi eşyaya kuvvetli bir şekilde süpürgeyi indirmeye başlar.) Oooh… Her taraf tertemiz oluyor. Her yer pırıl pırıl, (dinleyenlere) Tabi bu kadar neşeli ve sevinçli olduğuma şaşıyorsunuz değil mi? Merakta kalmayın. Anlatayım. Ankara’nın en büyük, en güzel, en mükemmel oteli olan Yolcu Konmaz Oteli’nin sahibiyim ben… Ha, ismimi daha bilmiyorsunuz, değil mi? Evet, ‘meşhur Yolcu Konmaz Oteli’nin müdürü Bay Bulguroğlu… Bugün otelime çok meşhur bir yolcu gelecek de onun için böyle sevinç ve neşe içindeyim. Güngörmez Ülkesi kralının oğlu, bugün bizim otele geliyor. Büyük bir prens. Bir şehzade… Dün akşam bana telefon edip de bunu haber verdikleri zaman hemen işçi dairesine baş vurdum ve bugün için fazladan bir garson istedim. Elbet ya… Birçok iş olacak. Ama garson daha gelmedi. Neden acaba? Merak ediyorum doğrusu… Fakat ben her tarafı topladım. Her şeyi düzenledim… Korkmam artık… Hele kendi elimle prens hazretlerine öyle bir kahvaltı hazırladım ki senelerce tadı damağında kalacak vallahi… Ah, bugün benim için ne kutlu bir gün… Bizim otel için bundan güzel reklâm olur mu? Ünlü bir kralın oğlu otelime gelecek, otelimde kalacak, otelimin bir odasında oturacak, otelimin bir yatağında “yatacak… Aman yarabbi, sevinçten çıldıracağım… Dahası var. Bütün gazeteler şüphesiz hep bundan bahsedecek. Bütün komşu otelciler bu hâli kıskanacaklar. (Saat öğleyi çalar.) O ne? öğle vakti olmuş ha? Meşhur misafirimiz neredeyse gelir artık… Tam vakit… (Kapı çalınır.) Hah, tamam, işte geldi… Heyecandan tir tir titriyorum. Kapıyı bayılmadan bir açabilsem. Aman Bulguroğlu cesaret. Çok terbiyeli, nazik olmaya bak… (Sağdan çıkar.)
2. Sahne
Topaç – Otelci
(Topaç sağdan girer, arkasından da otelci gelir.)
Otelci (yerlere kadar eğilerek)— Buyursunlar prens hazretleri… Buyurun efendim, buyurun…
Topaç— Merhaba bayım. Yolcu Konmaz Oteli burası değil mi?
Otelci (yerlere kadar eğilerek)— Evet şehzade hazretleri…
Topaç (kendi kendine)— Amma da nazik adam haa… (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu ile mi görüşüyorum?
Otelci (kendi kendine)— Aman benimle ne de nazik konuşuyor… (yüksek sesle) Evet efendimiz. Bulguroğlu ben-denizim… (Onu selâmlar.)
Topaç— Ben de beklediğiniz adamım.
Otelci— Evet efendim, geleceğinizden haberim vardı, efendim…
Topaç (kendi kendine)— Haberim vardı diyor… Allah, Allah… Galiba işçi idaresinden söylemiş olacaklar, (yüksek sesle) Biraz geç kaldım galiba?
Otelci— Hayır efendim, hayır… Estağfurullah efendim… (Saygıyla eğilir.)
Topaç (kendi kendine)— Allah Allah… Bu kadar nazik patron da hiç görmemiştim, (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu, niçin bana öyle… (otelcinin taklidini yaparak) Yok, buyursunlar prens hazretleri, yok estağfurullah şehzade hazretleri filân diyorsunuz? Benim ismim Topaç, Topaç…
Otelci (hayretle)— Ne? Topaç mı? (kendi kendine) Haa, anladım… Prens seyahat ederken mutlaka ismini değiştirmiş olacak… (yüksek sesle) Baş üstüne efendim… isminiz Topaç olsun… Emredersiniz efendim… (Yerlere kadar eğilir.)
Topaç (kendi kendine)— Allah Allah… Neredeyse ayaklarıma kapanacak… Amma da acayip adam ha… Neme lâzım, ben buraya garsonluk etmeye geldim, onu bilirim, (yüksek sesle) Eeee, ne yapacağız bakalım?
Otelci— Emrinize hazırım ef… Ef… Ef… Şey… Bay Topaç… (kendi kendine) Allah Allah… Ne de isim bulmuş ya… (yüksek sesle) Arzu buyurulursa bu taraftaki (Sol tarafı gösterir.) odaya geçin. Mükemmel kahvaltınız sizi bekliyor…
Topaç (kendi kendine)— A, aaa… Şimdi de beni kahvaltıya davet ediyor… Aman burası ne güzel yermiş böyle? (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu, vallahi siz pek hoşuma gidiyorsunuz… Umarım ki ikimiz de gayet iyi anlaşacağız… Şartlarıma gelince…
Otelci (sözünü keserek)— Israr etmeyin… Vallahi gücenirim… Aman efendim şarttan filân hiç bahsetmeyin… Ne derseniz başım üstüne…
Topaç— öyle ama…
Otelci—Israr etmeyin… Vallahi gücenirim…
Topaç— Pekâlâ öyleyse… (kendi kendine) Olur şey değil… Amma nazik, amma cömert adam. Şaştım kaldım… Ne yapalım, madem ki davet ediyor gidip kahvaltı etmekten başka çare yok… öyle bir iştahım da var ki… (yüksek] sesle) Yemek salonu ne tarafta?
Otelci (Sol tarafı gösterir.)— Bu tarafta efendim…ı Otelimin en iyi dairesini de sizin için ayırdım.
Topaç— Doğrusu eşi, benzeri bulunmaz bir adamsınız.
Otelci— Estağfurullah Bay Topaç… Burada istediğiniz gibi hareket edin… Efendim… Bir emriniz olursa lütfen zili çalın, bendeniz hemen gelirim.
Topaç (kendi kendine)— Bu da nesi? Hoppalaaa… Otel sahibi garsonlara hizmet ediyor galiba… Bir yaşıma daha girdim. Allah Allah… (yüksek sesle) Pekâlâ öyleyse… Şimdilik Allahaısmarladık, Bay Bulguroğlu… (kendi kendine) Gidip karnımı doyurayım, patronu kızdırmayalım. (Soldan çıkar.)
3. Sahne
Otelci
Otelci— Ohh… Çok rahat ve memnunum. Aferin sana Bulguroğlu… Doğrusu her şey yolunda… Ne de nazik, ne de kibar adam… Doğrusu bir şehzade ile konuşmanın bu kadar kolay olacağını hiç sanmıyordum… Bu büyük, bu şerefli günü hiç unutmayacağım. Gazeteler kim bilir neler yazacak? (Kulisten telefon sesi gelir.) Ne o? Telefon çalı-
yor… Kim acaba? Mutlaka gazetecilerdir. Galiba benimle röportaj yapmak istiyorlar. (Oksürür, gazetecilere hitap ediyormuş gibi bir tavır alır.) Hayır, sayın gazeteciler hayır… Çok meşgulüm… Büyük misafirimin hizmetleriyle meşgulüm… Sizinle konuşmaya vaktim yok… (hiddetle) Yok dedim ya efendim… Yok… (Telefon şiddetli çalar.) Dur, dur, geliyorum… (Acele sağ tarafa koşar, kulisin kenarında telefonla konuşur.) Alo, alo… Kim konuşuyor? Güngörmez Ülkesi prensinin yaveri mi? Ne diyorsunuz? Prens bugün gelemeyecek mi? Peki ama öyleyse… Alo, alo… Hay Allah, telefonu kapadılar, (sahneye gelerek) Allah, Allah… Prens bugün gelemeyecekse biraz evvel gelen adam kim öyleyse? Hah, işte bu tarafa doğru geliyor. Belli etmeden anlamaya çalışayım.
4. Sahne
Otelci – Topaç
Topaç (Soldan girer.)— Bay Bulguroğlu, sizi bütün kalbimle kutlarım… Kahvaltı doğrusu pek nefisti…
Otelci (gülerek)— Memnun oldum… İltifat buyuruyorsunuz, (kendi kendine) Kahvaltı nefisti ha? Sen şimdi bana hesap ver bakalım… (yüksek sesle) Eee, ne dersiniz? Beklediğimiz büyük misafir otelimize bugün geliyormuş…
Şimdi telefon ettiler… Şaştınız bu işe değil mi?
Topaç (Hiç ilgi göstermez.)— Benim neme lâzım?
Otelci— Şaşılacak şey doğrusu… Değil mi?
Topaç— Bana ne?
Otelci (kendi kendine)— Söyletemeyeceğim. Konuyu değiştireyim bari… (yüksek sesle) Güngörmez Ülkesi ne güzel bir memlekettir değil mi?
Topaç— Ne, ne? Neresi dediniz?
Otelci— Canım sizin ünlü ülkeniz… Doğduğunuz memleket orası değil mi?
Topaç— Memleketim mi? Alay mı ediyorsunuz Allah aşkına? Ben Türküm yahu, Türk… Memleketim de Türkiye…
Otelci—Türk müsünüz? Demek Güngörmez Ülkesi’nin şehzadesi değilsiniz?
Topaç (kendi kendine)— Allah Allah… Bu sefer de başka türlü saçmalamaya başladı… (yüksek sesle) Hayır efendim hayır… Size ismimin Topaç olduğunu söyledim ya…
Topaç— Nasıl değil? Benim başka ismim falan yok ayol? İnanmazsanız işçi idaresinden sorun… Göreceksiniz ki…
Otelci (sözünü keserek)— İşçi idaresinden mi? Tuuuu… Allah iyiliğini versin… Şimdi anladım. Siz benim beklediğim
garsonsunuz değil mi?
Topaç— öyle ya…
Otelci— Oysaki ben sizi Güngörmez Ülkesi kralının oğlu sandım.
Topaç— Olur şey değil vallahi… (Katıla katıla güler.) Hah, hah, hah…
Otelci— Peki, neden bana kim olduğunuzu söylemedi-niz?
Topaç— Nasıl söylemedim? Siz dinlemek ve inanmak istemediniz ki…
Otelci— Doğru… Bütün kabahat bende, insan anlamadan, dinlemeden iş yaparsa böyle olur… Eyvahlar olsun. Şimdi bu olay duyulunca herkes alay edecek. Bizim Yolcu Konmaz Oteli’nin şöhreti mahvolacak… (Ağ/amaya başlar.) Benimle de bir güzel eğlenecekler.
Topaç— Fena mı? Sen de otelinin ismini değiştirir Güngörmez Oteli yaparsın.
Otelci— Aman Topaç Bey, ayağını öpeyim… Bunları kimseye anlatma sakın… Ağzını iyi tut… Ben de sana teşekkür etmek üzere, seni öğle yemeğine davet ederim. Beraber yemek yeriz, yemekten sonra da kahvelerimizi, çubuklarımızı karşılıklı içeriz.
Topaç— Demek beni hizmetinizde alıkoyuyorsunuz.
Otelci— Elbette, elbette… Senden iyi garson mu bulacağım?
Topaç— Pekâlâ, ben de suyun içindeki balık gibi ağzımı açmam, (dinleyenlere) Eee, çocuklar… Mademki bu sırrı siz de öğrendiniz, sizinde yolunuz Ankara’ya düşerse benim gibi doğruca buraya gelip kendinize bedavadan bir ziyafet çekin… Allahaısmarladık.
(Otelci soldan çıkarken, perde kapanır.)
Cemil Miroğlu
ebru demiş
güzel
di3form3 demiş
güzelmis eline saglık..
gülistan demiş
pek güzelmiş
büşra demiş
biraz daha yazarmısınız çok beğendim
cambaz!!!???... demiş
Bİ ÖNERIM VR MILLET bende yaklasık dort yıldır amator olarak tıytroyla ılgıleniorum 14 yasındayım ve yasdıgım oyunlarla ıkı defa birinci olduk yanı ıstersenıs atabılrım
seval demiş
bana yakında küçük ve konik bir tiyatro yanıt olarak verir misiniz?
funda demiş
ya abı kısa dedık walla o kadar uzun cıktıkı 2 3 kelımelık arayıduk.bide insanlar icin istedık bu bıze hayvanları(esek kopek) cıkardı abı yaaaaaa
Rabia demiş
Bayağı bi uzunmuş okuyana kadar canım çıktı
Rabia demiş
çok uzun yaa
esra bozkurt demiş
harikanın ötesi olmuş
esra bozkurt demiş
harikanın ötesi olmuş süper
dur demiş
ya lütfen banada 12 sayfalık komik acıklı ve şarkılı bir oyun hazırlarmısınız çok beyendim sanat etkinlikleri dersinde hep tiyatro yapıyoruz.
dur demiş
ay pardon 12 dedim 1 veya 2 sayfalık diyecektim
croplatform demiş
1-2 sayfalık skeç yok maalesef sevgili, Dur…!?
Ama uygun bulduğumuz bir şeyler olursa söz iletiriz.
saygılarımla,
Ümit Kireççi
furkan demiş
bize 5.sınıf tiyatro oyunlarını sizden isteye bilirmiyiz
furkan demiş
bize 5.sınıf tiyatro oyunlarını sizden isteye bilirmiyiz ama mümkünse neolur çok güzel ve çok komik olsun ama bi ricam daha olacak akıllı eşekten başka olsun
furkan demiş
bize 5.sınıf tiyatro oyunlarını sizden isteye bilirmiyiz ama mümkünse neolur çok güzel ve çok komik olsun ama bi ricam daha olacak akıllı eşekten başka olsun lütfen
furkan demiş
ne olur k
çisil demiş
yüreğinize sağlık.çok güzel.hem mesajlı hem de ilgi çekici dafa fazla metin varsa gönderebilir misiniz?şimdiden teşekkürler
Esra demiş
sadece iki tane var işime yaramadı ben lise2 öğrencisiyim mümkünse bana uygun komik skeclerde eklermisiniiz
zehra demiş
çok güzel yapmışsınız elinize sağlık muhteşem
irem diyor demiş
ya sizden bir ricam olacak okulda drama dersimiz var drama dersinde 1. olmamız lazım bize kısa ve özlü bir drama yollar mısınız lütfen ya çok lazım 1 veya 2 sayfalık lütfennnn sizin yazdığınız dramalar süper ötesi yani o bakımdan
damla demiş
ya sizden bir ricam olucak 5 dakikalık ve 3 kişilik oynanan bir tiyatro sitesi varmı varsa söyleyin
damla demiş
bu hikayeyi ben okadar çok beyendmedim
Mine demiş
Merhaba, zihinsel ve bedensel engelli, özel eğitim çocukları için bir kaç sayfalık basit oyunlar arıyorum. Yardımcı olabilirmisiniz? Teşekkürler..
cihat demiş
çaok güzeldi
edanur demiş
çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk güzelllllllllllll